His İnfernal Majesty

HIM Fan Club
 
AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Saatin Tarihi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SolitaryMan
Moderatör
Moderatör


Mesaj Sayısı : 133
Kayıt tarihi : 01/11/08

MesajKonu: Saatin Tarihi   Ptsi Kas. 24, 2008 6:38 pm

Saatlere
anlamlar yükleyip modern hayatın bizi nasıl kıskıvrak yakaladığından
filan şikâyet etmeye hakkımız yok, dünyadaki ilk günlerinden beri
insanlar bir şekilde zamanı ölçmeye çalışmışlar. Yani aynen saçlarımız
gibi saate olan merakımız da atalarımızdan miras kalmış. Güneşin
gökyüzündeki hareketlerine bakmışlar, gölgeleri izlemişler, üzerinde
işaretler olan ve yandıkça işaretleri silinen mumlar denemişler, yağı
bittikçe zamanın geçtiğini anlatan gaz lambaları ve kum saatleri
yapmışlar. Uzak Doğu’da, yakılan tütsünün ne kadarının bittiğine
bakılırmış.

Su saatleri, hava bulutlu olduğunda çalışmam diye tutturmadığından daha
tutarlı ölçümler yapılmasını sağlamış. İlk su saati, milattan önce
1500’de gömülen firavun 1. Amenhotep’in mezarında bulunmuş. Antik
Yunanistan’da da milattan önce 325’ten beri su saatleri yapılırmış.
Yunanlar, su saatine “su hırsızı” dermiş. Taştan yapılan su saatlerinin
içine işaretler kazınırmış ya sürekli aynı hızda damlayan suyun
içlerine dolmasıyla ya da içlerindeki suyun boşalmasıyla zamanı
bildirirlermiş.

Başka bir su saati de su dolu bir küvetin içine altı delinmiş metal bir
kova konarak çalışıyormuş. Minik delikten su almaya başlayan kova,
batmaya başlıyor ve belirli bir zaman sonra tamamen batıyormuş. Su
saatleri, önceden sadece geceleri kullanılırmış ama güneş saatlerinden
daha güvenilir oldukları anlaşıldıktan sonra gündüzleri de kullanılır
olmuş. Tabii bunu düşünenler yanılıyormuş, bunun anlaşılması uzun
sürmemiş.

Suyun akışını belli bir tempoda tutmak, o zamanın teknolojisiyle çok
zor olduğundan, suyun miktarına göre zaman belirleyen mekanizmalardan
kısa sürede vazgeçilmiş ve daha tutarlı sistemler aranmaya başlanmış.
Modern teknolojinin artık devreye girmesi gerekiyormuş. Bir süre modern
su saatleri de yapılmaya çalışılmış ama geleceğin mekanik saatlerde
olduğu sonunda anlaşılmış.

Quartz kristalli saatler, hâlâ popüler ve ucuzdur. Fiyatlarına göre
başarılıdırlar ve arada bir biraz geç kalsalar da herkesin koluna
takabileceği saatlerdir. Üstelik atalarına göre epey gelişmişlerdir.
Örneğin, ilk mekanik saatlerde bırakın saniyeyi, dakika bile yoktu. 12
saatte bir başa alınmaları ve kurulmaları gerekiyordu. Saatlerin
taşınmasının sebebi zamanı göstermeleri değil, şık kabul edilmeleriydi
ve ilk mekanik saatler, saati pek de doğru düzgün gösteremiyordu. Duvar
ve masa saatlerinde başarı sağlanmıştı ama o devasa mekaniği
taşınabilir hale getirmek için güvenilirlikten feragat ediliyordu.
Saatin gelişimini, 1500’lerden başlayıp önemli tarihleri sayarak kısaca
özetleyebiliriz. Kaç dakikada okuduğunuzu kolunuzdaki saate bakarak
ölçebilir sonra da ironiyi kavrayıp keyiflenebilirsiniz.

1524’te Alman kilit ustası Peter Henlien, tarihte bilinen ilk kurmalı
saati üretti. O zamana kadar mekanizmaları çalıştırmak için sürekli yer
değiştirilen ağırlıklar vardı. Kurmalı saatler, yayları gevşedikçe
zamanı göstermemeye başlıyordu ama onların sayesinde taşınabilir
saatler üretilmeye başlandı.

1550’lerde piyasada Almanya ve Fransa üretimi saatler dolaşmaya
başlamıştı. 1575’te İsveç ve İngiliz üreticiler ortaya çıktı. Saat,
zamanı gösteren bir araç değil, yeni ortaya çıkmış bir modaydı henüz.
Çelikten yapılan iç mekanizmalar, bu yıllardan sonra pirince dönüşmeye
başladı. Yine de saat denince, istediği zaman duran, istediği gibi hata
yapma hakkını kendinde gören zımbırtılar akla geliyordu. Buna rağmen
eski sistemlere dönülmüyordu, parası olan herkes bir saat alıyor, saati
olmayan komşular ayıplanıyordu. Yine de saati bir arzu nesnesi haline
getiren bu teknolojik gelişmeler değil, 1600-1675 arasındaki şekilsel
yeniliklerdi. Dedik ya saat hâlâ bir aksesuar olarak görülüyordu.

1600’den sonraki değişiklikler bu görüşü değiştirmedi. Teknikten çok
görünüşü değiştirirseniz, yani tribüne oynarsanız böyle olur haliyle.
Artık saatlere mücevher gözüyle bakılıyor, yatırım için saat
alınıyordu. Basit bir kutudan yuvarlak, silindir şekillere geçilmiş,
altına üstüne değerli madenlerden şapkalar takılmıştı. Sonradan metal
kısımların yerine kristal parçalar eklenmişti, metal kalanların da
altın olmasına dikkat ediliyordu. Kristal kapaklar, kapağı kaldırmadan
saati görmeyi de sağlıyordu ama bu kadar parıltılı göründükten sonra
kimin umurunda.

1656’da ilk sarkaçlı saat üretildi. Sarkaç mantığını Galileo’nun
bulduğu düşünülür, hatta çizdiği ama yapamadığı bir tasarımı olduğu
söylenir. 1660’da saatler sadeleşme eğilimine girdi, şıkır şıkır
saatler artık kadın saatleri olarak görülüyordu. 1675’te teknik
iyileştirmeler yapıldı, artık saatiniz bir günde birkaç saat değil,
sadece birkaç dakika sekiyordu. Böylece saatin kadranına dakikalar
çizilip saate yelkovan eklendi. İngiltere kralı, saatini yerleştirmek
için cepler diktirdiği yeleğiyle ilk kez halkın önüne 1675’te çıktı.

1704’te Dullier adında bir üretici, pirinç parçaların bazılarını
mücevherlerle değiştirmeyi denedi. Sonuç, ucuzlama trendine giren
saatler arasında fiyatıyla soyluların iştahını kabartan yeni bir
alternatifti. Bugün yüksek fiyatlarla satılan prestijli saatlerin ilki
diyebiliriz sanırız Dullier’e. 1725’te ucuz saatlerin bir yerine de
kıymetli taş koyma modası başlayıp bir süre devam etti. 1750’de ilk kez
bir üretici saate kendi ismini verip marka yaratmaya kalktı.



1721’de George Graham’in yaptığı sarkaçlı saat, günde sadece bir saniye
şaşıyordu. 1761’de John Harrison’ın yaptığı saat o kadar dakikti ki
deniz yolculuklarındaki ölçümlerde kullanılmaya başlandı. İngiliz
hükümeti, bu başarısını, bu zamanın parasıyla 10 milyon dolar vererek
ödüllendirdi. Bu saat, günde saniyenin beşte biri kadar şaşıyordu.

1800’lere kadar bol mücevherli ve işlev açısından birbirinden farksız
saatler üretilmeye devam edildi. 1800’de ilk kez bir cep kronometresi
yapıldı, yani saniye ilk kez cebe girdi. 1850’de Amerika’da ilk kez
seri üretim saat yapılmaya başlandı.

1952’de ilk kez kurulmayan bir saat üretildi, bu saat, “pil” denen
mucize sayesinde çalışıyor ve hiçbir kurmalı saatin ulaşamadığı
dakikliğe ulaşıyordu. 1970’de elektronik saatler piyasada ilk kez
görüldü. Bugün uzaktan kumandalı, MP3 çalan, fotoğraf çeken saatler
var. Tabii bu da yetmiyor...

eski bi saat



günümüz saatleri
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Saatin Tarihi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Sinan Özen - Bilemiyorum ( 2010 )

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
His İnfernal Majesty :: Konu Dışı :: Nostalji-
Buraya geçin: